Jump to content
  • Sky
  • Blueberry
  • Slate
  • Blackcurrant
  • Watermelon
  • Strawberry
  • Orange
  • Banana
  • Apple
  • Emerald
  • Chocolate
  • Charcoal
Sign in to follow this  
Volkan AYDIN

Türk Hava Kuvvetleri Do-17 Acaba yanlışmı görüyorum !!!

Recommended Posts

Ekteki resimdeki uçağın kanat altında bariz bir kare fors var. Uçak Dornier Do-17'ye fena şekilde benziyor. Ancak Bu uçak bizde uçmadı diye biliyorum. Yoksa yanılıyormuyum?

6.jpg

Belkide sadece hatıra resmi :) uçakcılara sormak şart ;)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Wikipedia'da 6 numaralı konu başlığında iki adet Do-17'nin Türk Hava Kuvvetleri'nde hizmet verdiği bilgisi var... İlave bir referans ve doğrulama ihtiyacı belirtilmiş fakat ikinci bir kaynağın olmaması bilgi ve kaynak kıtlığında anlaşılabilir bir şey, hele de bu resmin varlığında artık gereksiz, bu resmi eklemek lazım makaleye aslında...

Belgeleme alışkanlığımız çok olmadığından kaynaklarımız çok kısır maalesef, ben Kıbrıs harekatı uçakları için bile doğru dürüst referans bulamıyorum... Yukarıdaki resim de belli ki bir hatıra fotoğrafı, maksat uçağı belgelemek değil yoksa :)

Bu nedenle paylaşım ayrıca çok değerli, teşekkürler...

http://en.wikipedia.org/wiki/Talk%3ADornier_Do_17#Do_17_in_the_Turkish_Air_Force

Share this post


Link to post
Share on other sites

Wikipedia'da 6 numaralı konu başlığında iki adet Do-17'nin Türk Hava Kuvvetleri'nde hizmet verdiği bilgisi var... İlave bir referans ve doğrulama ihtiyacı belirtilmiş fakat ikinci bir kaynağın olmaması bilgi ve kaynak kıtlığında anlaşılabilir bir şey, hele de bu resmin varlığında artık gereksiz, bu resmi eklemek lazım makaleye aslında...

Belgeleme alışkanlığımız çok olmadığından kaynaklarımız çok kısır maalesef, ben Kıbrıs harekatı uçakları için bile doğru dürüst referans bulamıyorum... Yukarıdaki resim de belli ki bir hatıra fotoğrafı, maksat uçağı belgelemek değil yoksa :)

Bu nedenle paylaşım ayrıca çok değerli, teşekkürler...

http://en.wikipedia....rkish_Air_Force

Konyanın girişinde f-104 çöplüğü vardı bir ara :) belki hala vardır hatta yol kenarında sağda konyaya 10 km kala idi önüne de kocaman beton duvar yapılmıştı :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çok ufak bir bilgi kırıntısı buldum. 24 mayıs 1941'de 1. Staffel Kampfgeschwader 2'ye ait bir Do-17 navigasyon hatası sonucu Türkiye'ye inmiş. Pilotlar Ankaraya gönderilmiş. Sadece bu kadar bulabildim. Onu araştırırken başka bir bilgiye rastladım. 12 Haziran 1942'de Ploesti'den dönen 2 B-24ün peşine takılan bir Bf-109 yakıtı bitince Ankara'ya iniş yapmış. Ne derece doğru bilmiyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

O dönemler Hem Almanlar Hemde İngiliz ve Amerikalılar bizi kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı. Sık sık Hibe adı altında Rüşvet ve Hediye gönderiyorlardı. (Nasıl hediyelerse genelde savaş yorgunu hurdalardan bahsediyoruz) Genelde İngiliz ve Amerikan uçakları almış olmamıza rağmen Alman uçak ve ekipmanlarıda almışlığımız var.

Savaş zamanı herşey kıt olduğundan Bizimkiler sadece ülke işaretlerini boya ile kamufle edip Türk forsları çizip kullanıyorlardı. Buda belki bir Alman hediyesidir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Genelde İngiliz ve Amerikan uçakları almış olmamıza rağmen Alman uçak ve ekipmanlarıda almışlığımız var.

Bu aslında çok doğru bir ifade değil. Hatta Almanlardan aldığımız uçak daha fazla olmalı. 70'den fazla Fw-190 alınmıştır mesela. Ekte THK almış olduğu Heinkel-111'ler görülebilir.

THK savaş sonunda Almanyanın kaybetmesiyle bu FW'ları imha etmiş gibi yapıp Kayseride gömmüştür.

Savaş sonunda muzaffer müttefiklerin elinde gereksiz fazla uçak kaldığından bunları satın almışız ve THK envanterinde Spitfire, P-47'nin çok olmasının sebebi bu uçakların savaşı sağlam atlatması aslında. Ayrıca Nazi uçaklarının üretimi de bitmişti. Muhtemelen elde tutmak anlamsız olacaktı, yedek parça, bakım vs

THK%20heinkel_zpsd5b26lqy.jpg

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hatamı düzelttiğiniz için teşekkürler.

Aslında mantıklı. II. dünya savaşı sırasında bizimkilerde halen Alman sempatisi vardı. sanki I. dünya savaşında başımıza açtıkları yetmemiş gibi...

Ayrıca "THK savaş sonunda Almanyanın kaybetmesiyle bu FW'ları imha etmiş gibi yapıp Kayseride gömmüştür." diye ek bir bilgide edindim.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hatamı düzelttiğiniz için teşekkürler.

Aslında mantıklı. II. dünya savaşı sırasında bizimkilerde halen Alman sempatisi vardı. sanki I. dünya savaşında başımıza açtıkları yetmemiş gibi...

Ayrıca "THK savaş sonunda Almanyanın kaybetmesiyle bu FW'ları imha etmiş gibi yapıp Kayseride gömmüştür." diye ek bir bilgide edindim.

Bu konuda kesin bilgi yok. 1932 yılında Amerikan generali MacArthur Atatürk'le görüşmek üzere Türkiyeye gelir. Atatürk MacArthur'a yakın zamanda bir dünya savaşı çıkacağını, Almanyanın önemli zaferler elde edeceğini, ancak sonrasında Bolşeviklerle kaçınılmaz bir savaşa gireceğini ve sonunda Bolşeviklerin Almanyayı yeneceğini söylemiştir (Yuh yani, sanki gidip de döndün). Bu dökümante bir bilgi. Atatürk 2. Dünya savaşının seyrini tahmin etmiş. Rivayet odur ki İsmet İnönüye bu savaştan Türkiyeyi uzak tutması gerektiğini vasiyet etmiş, hatta söz verdirtmiştir. Benim kanaatim "Alman sempatisinden" ziyade İnönü tarafsız kalmaya azami çaba göstermiş, müttefikleri de İtilaf devletlerini de karşısına almamıştır. Gerçi Almanlara gizlice ciddi miktarda çelik satıldğı rivayet edilir, doğru mu bilemiyorum. Yine okuduklarımdan özellikle Nazi zaferlerinin tavan yaptığı dönemde, İnönüye Almanyanın yanında savaşa girilmesi için ciddi baskı yapılmış, ancak İnönü kabul etmemiş, iyi de etmiş.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Türkiye Cumhurbaşkanı, Ekselans Bay İsmet İnönü Ankara

Bay Başkan,

Alman hükümetinin arzu hilafına ve İngiltere ve Fransa'nın 3 Eylül 1939'daki savaş ilanı kararıyla Alman halkına empoze edilen savaşta, Alman Reich'ının şu sıradaki hedefi, Avrupa kıtasında İngiliz nüfuzunu bertaraf etmektir. Bu, yüz yıllardan beri devam eden Avrupa'daki devletleri birbirine karşı oynayarak yıpratma metoduna son vermenin bir koşulunu oluşturmaktadır. İngiltere'nin, Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde askeri nüfuz kazanma yolundaki çabaları, Alman Reich'ını, bu bölgelerde, toprak kazanma yönünde veya siyasi nitelikte herhangi bir başka amaca yönelik olmayan önlemleri almaya zorunlu kılmaktadır.

Bu bakımdan Ekselans, size, Yunan topraklarına yerleşme yolundaki İngiliz önlemlerinin gitgide tehditkar bir nitelik aldığı şu sırada, bu koşulların gerektiği belirli karşılıklı önlemleri almaya karar verdiğimi açıklamak isterim.

Bu nedenle Bulgar hükümetinden, Alman Silahlı Kuvvetleri'nin bir kısım birliklerine, bu yoldaki belirli güvenlik önlemlerini uygulamak için izin vermesini rica etmiş bulunuyorum. Öteden beri Almanya'ya karşı dostluk ilişkileri içinde bulunan Bulgaristan, bu ilişkileri, Üçlü Pakta katılmak suretiyle daha da takviye etmiş ve alınacak önlemlerin Türkiye'ye yönelmeyeceğinden emin olarak, bunların uygulanması için gerekli izni vermiştir.

Ben de Ekselans, size bu fırsattan yararlanarak resmen bildiririm ki, Almanya'nın bu önlemleri, hiçbir şekilde Türkiye'nin toprak bütünlüğüne veya siyasi yapısına yönelmiş değildir. Aksine, birlikte yürüttüğümüz büyük ve hayati savaşın hatıralarıyla ve bu savaşı izleyen ıstıraplı yılların hatıralarıyla dolu olarak, size, Almanya ve Türkiye arasında gerçek dostluğa dayanan bir işbirliği için gelecekte dahi bütün koşulların var olduğuna kesin olarak inandığımı belirtmek isterim.

Çünkü;

1. Almanya bu bölgelerde hiçbir toprak çıkarı peşinde değildir. Alman birlikleri, söz konusu tehlikelerin giderilmesinden hemen sonra Bulgaristan ve Devlet Başkanı Antenoscu ile uyum içinde Romanya'yı terk edeceklerdir.

2. Savaşın sona ermesinden sonra Avrupa'nın yaralarını sarma yolunda başlayacak ekonomik gelişme, Almanya'yı ve Türkiye'yi zorunlu olarak, tekrar yakın ilişkiler içine sokacaktır.

Bu alanda önemli bir faktör, Almanya'nın çıkarlarını, yalnız kendi endüstri mallarının satışında görmediği, aynı zamanda en büyük alıcı olma eğilimini de taşıdığıdır.

Bunların dışında inanıyorum ki, savaştan sonra gerçekleşecek yeni anlayışlar düzeni, Almanya'yı hiçbir şekilde Türk hükümetinin hedefleriyle karşı karşıya getirmeyecek, aksine, iki devletin yakınlaşması, bu alanda hem Türkiye'nin hem de Mihver Devletleri'nin çıkarına olacaktır.

Bu bakımdan ben şimdi olduğu gibi gelecekte de, Almanya ile Türkiye'yi karşı karşıya getirebilecek hiçbir neden olmayacağı görüşündeyim. Bu düşüncelerle, Bulgaristan'da ilerleyen Alman birliklerinin Türk sınırlarından, orada bulunmalarının amacı hakkında yanlış bir yorum bulunulmasına meydan vermeyecek kadar uzak kalmalarını emrettim. Şu kayıtla ki, Türk hükümeti, bizi, bu tutumumuzda bir değişiklik yapmaya zorunlu kılacak önlemlere girişmeyi gerekli görmesin. Ancak böyle bir durum dahi, Almanya'nın Yunan topraklarına yerleşme amacını taşıyan İngiliz önlemlerine karşı çıkma konusundaki isteğinde bir değişiklik yapmayacaktır.

Bu mektubumu Ekselans, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkileri hiçbir koşul altında kötüleştirmemek, aksine, mümkün olan her şekilde iyileştirmek ve uzak gelecekte dahi iki taraf için verimli olacak şekilde düzenlemek yolundaki içten isteğimin bir dile getirilmesi olarak kabul ediniz.

Share this post


Link to post
Share on other sites

O konuyu bende duydum. İnönü olmasaydı II. dünya savaşına da girecektik ve yine yanlış tarafta olacaktık.

I. dünya savaşının sonrasında Atatürk zaman zaman Almanlara yapılan yaptırımların azaltılmasını bunu yeni bir savaşın daha tetikleyicisi olabileceğini İngiliz ve Fransızlara söylemişti (Diye okudum) nitekim öyle de oldu. Almanyanın içler acısı durumu bir faşist partinin yükselişi oldu. vs vs İleri görüşlü bir liderdi.

Ancak savaşın sonlarında Almanya ya savaş ilan ettik zaten. O da göstermelik.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Savaş bittikten sonra savaş ilanı yapılmış. Daha önceden yapmayan 30-40 kadar devletle birlikte. Önemsiz bir detay, bir zorunluluk belki

Savaş başlarken çek ve arnavutluk işgal edilince biz ingiliz ve fransızlarla bir anlaşma imzalamışız. Ama işler patlayınca yardımdan kaçınmışız.

1941den sonra almanlar bize ilgi göstermiş, silah mal mülk vermişler. Bir şekilde oyalamışız.

Almanların üstün silah gücünün tüm kromu bizden gitme. Uzun yıllar romanya üzerinden almanyaya ihraç etmişiz. Ünlü alman çeliği bizden gitmiş yani. Bu yüzden birçok türk gemisi karadenizde ruslar tarafından vurulmuş.

Elimize geçen fw 190, pz serisi dışında birçok silah ve askeri araç almanlar tarafından bize verilmiş. Kayseri tayyare fabrikası uçakları gömerken, o zamanki teknolojiyi de elde etmiş, ilerki yıllarda kendi uçağımızı yapmamızı sağlamıştır.

Menderes dönemine kadar, Kayseri ve Beşiktaş 'ta uçak fabrikaları çalışmıştır. Menderes beleş ve dandik abd uçaklarını alınca fabrikaları kapatmışlardır..

Zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu da koyu almancı, nazilerin kazanmasını istemiştir. Rus topraklarındaki nazi tarafına geçen azınlıkların ; tatarlar gibi , desteklenmesinde rol oynamışlardır.

Sonuç; Ruslar galip gelip bizden saçma sapan isteklerde bulunup tehdit etmeye başlayınca Türkiye önce İngiliz sonra Abd korumasına girme ihtiyacı hissetmiş. Bu kucaktan da 70 yıldır kalkamamıştır.

Share this post


Link to post
Share on other sites

1932 yılında Amerikan generali MacArthur Atatürk'le görüşmek üzere Türkiyeye gelir. Atatürk MacArthur'a yakın zamanda bir dünya savaşı çıkacağını, Almanyanın önemli zaferler elde edeceğini, ancak sonrasında Bolşeviklerle kaçınılmaz bir savaşa gireceğini ve sonunda Bolşeviklerin Almanyayı yeneceğini söylemiştir (Yuh yani, sanki gidip de döndün). Bu dökümante bir bilgi. Atatürk 2. Dünya savaşının seyrini tahmin etmiş.

Atatürk ile MacArthur görüşmesinin içeriğinin bu anlatılanlar ile yakından uzaktan alakası yok. İnternette görüşmenin orjinal tutanaklarının resimleri var. Bu anlatılanlar 1950'li yıllarda yurtdışında yayınlanan bir derginin uydurması, son yıllarda aynı görüşmede Atatürk'ün Rusya'nın Afganistan'ı mutlaka işgal edeceğini söyleyerek ABD'yi uyardığını iddia edenler de var. Orjinal tutanağın bir resmi ektedir.

atatc3bcrk-dc3bcnya-savasi-atatc3bcrk-ikinci-dc3bcnya-savasi-atatc3bcrk-2-dc3bcnya-savasi-atatc3bcrk-mac-arthur-atatc3bcrk-mc-arthur-kemal-dc3bcnya-savasi-kehanet-yalani.jpg

Bu görüşme içeriği hakkında yapılmış bir araştırmanın yer aldığı bağlantı:

http://e-dergi.atauni.edu.tr/atauniad/article/viewFile/1025001140/1025001134

Edited by Kürşat Kaan AKKOYUN

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sonuç; Ruslar galip gelip bizden saçma sapan isteklerde bulunup tehdit etmeye başlayınca Türkiye önce İngiliz sonra Abd korumasına girme ihtiyacı hissetmiş. Bu kucaktan da 70 yıldır kalkamamıştır.

"The Oxford Handbook of the Cold War" isimli bir kitap var. Kitabın 71-72. sayfalarında Rusya'nın Kars ve Ardahan'ı tekrardan topraklarına katmak istediği, İran'dan çekilmeyi reddettiği yazıyor. Bu isteklerinden de Türkiye'nin NATO'ya üye olması ile vazgeçtiğini belirtiyor. O dönem mecbur kalmışız demek ki Rusya'ya karşı ABD'ye sığınmışız.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Atatürk ile MacArthur görüşmesinin içeriğinin bu anlatılanlar ile yakından uzaktan alakası yok. İnternette görüşmenin orjinal tutanaklarının resimleri var. Bu anlatılanlar 1950'li yıllarda yurtdışında yayınlanan bir derginin uydurması, son yıllarda aynı görüşmede Atatürk'ün Rusya'nın Afganistan'ı mutlaka işgal edeceğini söyleyerek ABD'yi uyardığını iddia edenler de var. Orjinal tutanağın bir resmi ektedir.

Bu görüşme içeriği hakkında yapılmış bir araştırmanın yer aldığı bağlantı:

http://e-dergi.ataun...1140/1025001134

Bunu gazeteci Emre Aköz ilk yazdı, Cemil Koçak'ın "Geçmişiniz itinayla temzilenir" kitabında belgeleri olduğunu söyleyerek. Ben ilk MacArthur'un anılarını okurken denk gelmiştim. Sonradan Emre Aköz'ün yazısı üzerine biraz daha araştırdım. Bu belge tüm konuşmaları içermiyor olabilir. Tam olarak bilmek pek mümkün değil.

Ancak Atatürk'ün başka zamanlardaki görüşmelerinde Versailles antlaşmasının ağır şartlarının Almanyayı tekrar bir savaşa zorlayacağını, antlaşmanın şartlarının hafifletilmesi gerektiğini savunduğunu da okudum. Tabi tüm gerçekleri bilmek mümkün değil.

Share this post


Link to post
Share on other sites

İsmet inönü uçak fabrikasını neden kapattı

Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim”..diyerek Türkiye’de dünya standartlarının üzerinde uçak yapmış, ama ne yazık ki siyasi çarkları aşmasına müsaade edilmemişti.

Türk makamlarının hiç bir şekilde ilgi göstermediği Nuri Demirağ’ın uçak yapımı çalışmaları dönemin Amerikan istihbarat, örgütü ve yabancı uçak üreticileri tarafından takibe alınmıştı.

Peki kim di bu Nuri Demirağ ?

Nuri Demirağ 1886'da Sivas'ın Divriği kazasında dünyaya geldi.

Divriği Rüşdiye Mektebi'nden mezun olan Nuri bey okuldaki başarısı nedeniyle öğretmen vekili olarak okulda kaldı ve bir süre bu vazifeye devam etti. 1906'da Ziraat Bankası’nın açtığı memurluk sınavını kazanarak, bankanın Kangal kazasındaki şubesine tayin edildi. 400 kuruş maaşla ise başlayan, Nuri bey, 1911'de İstanbul'a geldi, tahsilat ve muhasebe başkatipliği ve maliye müfettişliği gibi görevlere atandı.O yıllarda Birinci Dünya Savaşı'nda hüsrana uğramamız, nedeniyle, bilhassa Beyoğlu ve Galata semtlerinde gruplaşan azınlıklar tarafından, Türkler'e karsı çirkin sataşmalar başlamıştı. Bu sataşmalardan nasibini alan Nuri bey, “Milli haysiyet ve şerefi, üç bucuk palikaryanın ayakları altında çiğnenen bir hükümete memurluk edemem” diyerek, görevinden istifa etti.

Nuri Bey Ketenciler'de Sabuncu Han yanında küçük bir dükkanda “Türk Zaferi” isminde sigara kağıdı üretmeye başladı. O zamanlarda sigara kağıdı azınlıklar tarafından üretilmekteydi ve üretilen sigara kağıtlarına Türk'leri küçük düşüren isimler verilmekteydi. Bir taraftan ticaretle meşgul olan Nuri Bey, diğer taraftan, Milli Mücadele'ye fiilen iştirak ederek, Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin Maçka mıntıkasını idare etti. Andoluya silah ve adam gönderdi.

Peki gerçek Nuri bey bu mu? Hayır. Zaman ve süratin çok önemli olduğunu her fırsatta vurgulayan Nuri Bey, uzun süredir kurduğu hayalleri gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Çünkü hayalinde oluşturduğu sermayeyi toplamıştı. Yeni proje tayyareydi. Onları Osmanlı İmparatorluğu'nun akıncılarına, benzetiyordu. Kazandığı paraları milleti ve devleti sayesinde kazandığını söylüyor ve iş bekleyen milyonlarını Türk ordusunu kanatlandırmak için harcamayı düşünüyordu.

Yıl 1936. Önce İstanbul Beşiktaş'ta hayrettin iskelesinde araştırma atölyesini, sonra da Divrik'te uçuş okulunu kurmaya karar verdi. Amaç; Beşiktaş'ta uçak prototipi, Divrik'te de motor fabrikası kurmaktı. Çünkü demir madeni Divrik'te çıkıyordu.

Ayrıca uzun araştırmalar sonunda Divrik'te 14 çeşit maden buldu. Bunlardan bazıları demir, kömür, krom, amyant, altın, gümüş, bakır, ve platindi. Nuri bey, olası bir uçak kazasında pilotlarının yanmaması için amyanttan pilot elbisesi, hem çok hafif hem de çok sağlam olması nedeniyle de uçak motorlarını platinden, yapmayı planlamıştı. Amacını gerçekleştirmek için Divrik'e gönderdiği mühendislere önce modern bir şehir planı hazırlattı. Büyük zorluklar içersinde bugünkü Bayındırlık Bakanlığı'na planı güçlükle onaylattı. Divrik'te kurduğu okulu da bu şehir planına uygun olarak yaptırdı. Demirağ, bu okulun tiyatro ve sinema sahnesinin tanzimi için ünlü rejisör Muhsin Ertuğrul’la beraber defalarca Divriği’ye gitti, geldi.

Etrafına topladığı genç mühendisleri yanına alarak Avrupa'daki yüzlerce uçak ve motor fabrikalarına inceleme gezileri yaptı. Bu gezilerin sonunda; başka ülkelerden lisans alarak uçak üretmenin kopyacılık olduğunu, gelişme, ve kalkınmayı olumsuz yönde etkileyeceğini, ülkenin milli gelirinin zaman içerisinde yurtdışına kayacağını söyleyerek kopyacılığa set çekti. Yabancıların ancak demode tipler için lisans verdiğini görünce bu işten tamamen soğudu ve kendi tipini yaratmak için başladı çalışmaya.

1971'de hizmete giren İstanbul Boğaz Köprüsü’nü o 1931 yılında düşünmüş ve 4 yıl süren etütler sonunda köprünün Haydarpaşa-Sirkeci, arasında kurulabileceğini önermiş ve projelerini hazırlatıp bir Amerikan firması ile köprünün inşası konusunda prensip anlaşması yapmıştı.. Ama ne yazık ki dönemin hükümeti köprünün şehrin güzelliğini bozacağını ileri sürerek bu projeye izin vermedi ve proje askıya alındı. Demirağ’ın bu projesine hayır diyen zihniyetin devamı olan bir partinin üst düzey yetkilileri de 1971’de boğaz köprüsünün açılışına katılmayacaklardı.

İlk önce ticaretle uğraşan daha sonra müteahhitlik yaparak zengin bir işadamı durumuna gelen Nuri Demirağ, 1936 yılında Beşiktaş’ta Türkiye’nin ilk uçak fabrikasını kurdu. Büyük bir sabır ve azimle işe atılan Demirağ, yanına aldığı mühendislerle Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki yüzlerce uçak ve motor fabrikalarını gezdi.

İsmet inönü uçak fabrikasını neden kapattı.jpgİsmet inönü uçak fabrikasını neden kapattı1.jpgİsmet inönü uçak fabrikasını neden kapattı2.jpg

Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Su halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir” diyerek milli savunma ve, milli kalkınma sanayii konusundaki düşüncelerini ortaya koyan Nuri Demirağ’a bu sözleri pahalıya mal olacak ve bir süre sonra önü kesilecekti. Burada yapılan ilk Türk uçakları uçmaya başladığı zaman Türkiye’de olduğu kadar bütün dünyada da büyük yankı yaptı. Alman Walter Gama motoru taşıyan,

3 bin metreye kadar yükselebile 150 beygir gücündeki bu ilk Türk uçukları, Mısır tarafından büyük ilgi ile karşılandı. Konuyla ilgili olarak Mısır’dan gelen bir askeri heyet, Beşiktaş’taki Nuri Demirağ uçak fabrikasını inceledi ve uçak sipariş etti.

Demirağ 17 eylül 1936'da fiilen teşebbüse geçti ve bir Çekoslovak firması ile anlaşarak Beşiktaş'ta Hayrettin İskelesi'nde, bugün deniz müzesi olarak kullanılan binayı yaptırdı. Nuri Demirağ , Selahattin Alan ile birlikte modern bir uçak fabrikası meydana getirdi. Fabrikada montaj atölyesi, dökümhane, motor ve pervane imalathanesi, malzeme muayene ve tetkik laboratuvarı bulunuyordu.

Beşiktaş’taki uçak fabrikası 10 şubat 1937'de hizmete açıldı

Burada yapılan ilk Türk uçakları uçmaya başladığı zaman Türkiye’de olduğu kadar bütün dünyada da büyük yankı yaptı. Alman Walter Gama, motoru taşıyan, 3 bin metreye kadar yükselebilen 150 beygir gücündeki bu ilk Türk uçukları, Mısır tarafından büyük ilgi ile karşılandı. Konuyla ilgili olarak Mısır’dan gelen bir askeri heyet, Beşiktaş’taki Nuri Demirağ uçak fabrikasını inceledi ve uçak sipariş etti.

İlk Türk uçağından sonra Nuri Demirağ, çalışmalarını hızlandırdı. Türkiye’ye bir uçak filosu hediye eden Demirağ için artık yeni bir dönem başlamıştı. Gerektiğinde askeri maksatlar için de kullanılabilecek çift motorlu bir yolcu uçağı yapmak istiyordu. Bu amaçla yeniden uluslar arası iş gezilerine ve incelemelere başladı.Yanına, aldığı teknisyen ve mühendislerle Almanya, Çekoslavakya veİngiltere’deki uçak fabrikalarını gezdi.

Adolf Hitler’le temas kurdu ve onun özel izniyle, Almanya'dan 4 mühendis getirtti. Modeli Türk mühendisleri tarafından çizilen ve motorları hariç tüm parçaları Beşiktaş’taki fabrikada yapılan çift motorlu uçağı tezgaha koyduğu zaman bazı muhalifler şöyle konuşmuştu:

“Doğru dürüst yürüyecek yol bile yapamadığımız halde, tayyareler yaparak semalarda yolcu taşıyacağımızı iddia etmek gülünç bir palavracılıktır”

Bütün bu ümit kırıcı sözlere rağmen Nuri Demirağ yılmadı ve Nu.D.38 diye isimlendirilen ilk Türk yolcu uçağını Beşiktaş’taki fabrikada tamamladı. O dönemde çift motorlu uçak yapmak Avrupa’da da önemli bir işti. Uçak tamamlanınca yanındakilere uçağı göstererek “Beni kösteklemeye çalışanlara en iyi cevap budur” dedi. Pilot ,ve yardımcısıyla beraber toplam 6 yolcu taşıyabilecek şekilde yapılan Nu. D. 38 tamamen madenden yapılmış tek kanatlı, 1.000 km menzilli bir uçaktı. 5 bin 500 metreye kadar tırmanabiliyor, saatte 325 km. Hız yapabiliyordu. 2. Dünya Savaşı’nın ünlü uçağı Dakota’lar ise ancak 3500 metreye tırmanabiliyor ve azami 250 km. Hız yapabiliyordu.

Yıl 1944. İstanbul gazetelerinde şu haberler yeralıyordu.. "Nuri Demirağ Atölyelerinde yapılmakta olan ilk Türk yolcu uçağı tamamlanmıştır. Nu.D-38 adıyla anılan bu uçak 6 kişilik olup, çift kumandalı, 2200 devirli 2 adet 160 beygir gücünde motorla donatılmış ve saatte 325 km sürat yapabilen bir uçaktır.

Boş ağırlığı 1200 kg. Dolu ağırlığı ise 1900 kg.dır. Tam depo yakıt ile 1000 km. Menzile sahiptir. 3,5 saat havada kalabilmektedir. Tavan irtifası 5500 metredir. Tayyarenin modeli Türk mühendisleri tarafından çizilmiş, motorlar hariç tüm aksam Türk teknisyen ve işçisinin elinden çıkmıştır."

Share this post


Link to post
Share on other sites

İlk tecrübeyi yapan pilotlar ise Basri Alev ve Mehmet Altunbay'dır. Test uçuşlarında hükümetin resmi görevlileri de, bulundu.. Müteakip tecrübe uçuşlarına Nuri beyin oğlu galip Demirağ'da katıldı. Demirağ bu uçakla Ankara ve İzmir’in yanısıra Atina ve Selanik’e de gitti.

Türklerin kendi uçaklarını kendilerinin yapması belli başlı uçak fabrikalarını endişelendirdi. Özellikle Nu.D. 38’in yapılması dünya uçak sanayicilerinin dikkatini Nuri Demirağ uçak fabrikasının üzerine çekti. İngiliz ve Almanlar’ın yanısıra Amerika’nın endişeleri daha büyüktü. Herşeye rağmen Türklerin iyi bir uçak fabrikası kuramayacaklarına inanıyorlar fakat yinede bu iş gerçekleşirse ileride büyük bir pazarı kaybetmenin endişesi içindeydiler.

Telaş içindeki Amerika Uçak Üreticileri Birliği , Nuri Demirağ uçakları ile ilgili bir rapor hazırlamak üzere birliğin başkanı bay Todd’u görevlendirdi. Bay Todd aynı zamanda Amerikan Fotoğraf Servisi şefi idi. Amerikan Fotoğraf Servisi ise, dönemin Amerikan istihbaratının yan kuruluşuydu.

Bay Todd, eşiyle birlikte İstanbul’a gelerek Nuri Demirağ’la görüştü ve uçaklar üzerinde geniş incelemeler yaptı. Todd , şerefine yapılan akrobasi gösterilerini izledikten sonra ağzından şu tarihi cümleler döküldü: “ Ben Türkleri sadece çok iyi silah kullanırlar bilirdim. Ama bu uçakları gördükten sonra Türklerin zeka ve tekniğine hayran kaldım.” Bay Todd’un eşide deneme uçuşlarına katıldıktan sonra şaşkınlığını gizleyemeyerek Türkiye’den böyle bir başarı beklemediğini söyledi.

Nuri Demirağ’ın çalışmalarını Amerika adına takip eden yalnızca Bay Todd değildi. Amerikalı Profesör Brown’ın yanısıra Amerikan Koleji müdürlerinden Prof. Bliss Hum Tington da Nuri Demirağ’ın çalışmalarını yakından takip ettiler. Bay Todd ve Profesör Brown’ın Amerika’ya dönmesinden bir yıl sonra Amerikan istihbaratı Nuri beyin karşısına bir kez daha alenen çıktı.

Takvimler 26 mayıs 1944’ü gösteriyordu. Yapılan test uçuşlarından çok olumlu sonuçlar alınması üzerine "Nu.D-38" uçağı İstanbul-Ankara seferine başladı.. Uçakta 2 pilot, Tasviri Efkar gazetesi sahibi Ziyat Ebuzziya , Vatan gazetesi muhabiri Faruk Fenik ve tayyarenin sahibi Nuri Demirağ vardı. Uçağı Ankara havaalanında Hava Yolları Umum Müdürü Ferruh bey karşıladı. Genel müdürün yanında bir de yabancı vardı. Kendisine sorulması üzerine tayyare meydanında tesadüfen bulunduğunu ve tayyare mühendisi olduğunu söyleyen ve uçak içine girerek inceleme yapan bu yabancı meçhul şahıs da bir Amerikalıydı Anlaşılan o ki, Türk yetkililer Nuri beyi dikkate almasa da Amerika onun çalışmalarını dikkate alıyor özellikle barış zamanında yolcu, savaş zamanında bombardıman uçağına dönüşebilecek şekilde yapılan Nu. D. 38 uçağının sırlarını çözmeye çalışıyordu.

Atölyede yapılan uçakların testleri için bir piste ihtiyaç vardı. Nuri Demirağ hiç tereddüt etmedi bu nedenle Yeşilköy'de, şu anda Atatürk hava limanı olarak kullanılan, Elmas Paşa Çiftliği'ni satın alarak, orada 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde, (1000 x 1300) metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırdı. Bu sahanın üzerine bir de Nuri Demirağ Gök Uçuş Okulu, uçak ve tank tamir atölyesi, hangarlar ile deniz tayyareleri için sahilde bir kızak yapıldı. Portatif bir hangar Almanya'ya sipariş edildi, ancak bedeli ödenmesine rağmen savaşın başlamasıyla Türkiye'ye gelmedi. Bu nedenle ve sabit olan hangar Türk teknik personelince inşaa edildi. Yeşilköy tesisleri 17 ağustos 1941'de törenle hizmete açıldı.

“Türk'ün yaptığı uçakları elbette Türkiye'de yetişen pilotlar uçuracaktır” düşüncesiyle hareket eden Nuri Demirağ, 150 yataklı bir yurdu bulunan Gök Okulu'na üniversitede okuyan veya mezun olmuş öğrenciler alınıyor ve uçuş eğitiminin yanısıra uçağın teknik yapısıyla ilgili eğitimler de verilerek, pilot ve teknisyen yetiştiriliyordu. Pilotaj eğitimi ücretsiz olup her türlü ihtiyacının yanısıra ayrıca her öğrenciye 150 lira aylık veriliyordu.

Demirağ’ın işleri ters gitmeye başlıyor.

Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Alan, Nuri Demirağ’ın en değerli iş arkadaşlarından biriydi.

Fransa’da uçak mühendisliği öğrenimi yapan Selahattin Alan ilk uçak yapıldığında yerinde duramamış, hemen deneme uçuşuna çıkmıştı. Deneme uçuşu Selahattin Alan tarafından başarıyla tamamlanmıştı. İşte bu günlerde Türk hava kurumu yetkilileri, Nuri Demirağ’a sipariş ettikleri 12 adet uçağın tecrübe uçuşlarının Eskişehir’de yapılmasını istedi. Bilgisinin üstünlüğüne rağmen uçuş yeteneği az olan Selahattin Alan, Eskişehir İnönü Kampı’nın açılışına uçağı ile katılmak istedi. Fakat havalananın darlığı sebebiyle alana değil de bir tarlaya inebilen genç Türk mühendisi, önüne çıkan bir hendeği göremeyince çakılıvermiş ve şehit olmuştu.

Bu olay Nuri Demirağ için bir dönem noktası oldu. Zira Türk Hava Kurumu, kazayı öne sürerek, uçakların şartlara uygun olmadığını iddia etti ve siparişlerini almayacağını açıkladı. Nuri Demirağ, Cumhurbaşkanı’ndan, Genelkurmay Başkanı’na kadar bir çok makama mektup yazarak, uğradığı haksızlığın düzeltilmesini istedi.

Türk Hava Kurumu’nun bu tavrı Nuri Demirağ’a uçak sipariş etmeye hazırlanan yabancı ülkelerin de siparişlerini durdurmalarına sebep oldu. Ne cumhurbaşkanı ne de diğer ilgiler Nuri Demirağ’la ilgilenmedi.

Resmi makamların ilgisizliğine karşın halk Nuri Demirağ uçaklarını izlemek için Anadolu'dan Yeşilköy'e trenle geliyor, Nuri Demirağ Hava Meydanı'na olan 3.5 kilometrelik yolu ise yaya olarak katediyordu.

Türkiye'nin ilgilenmediği Nu.D. 38 uçaklarının akrobasi gösterilerini Amerikalı Prof. Brown (solda fötr şapkalı) ağzı açık izledi.

Nuri Demirağ, planlamış olduğu faaliyetlerini ve uğradığı haksızlığı dönemin Başbakanı İsmet İnönü'ye yazılı olarak rapor etti. İlk raporunu 29 kasım 1939'da, ikincisini 26 Ağustos 1940'da verdi. Her iki raporda da; o tarihe kadar yaptıkları tüm işleri anlattı. Genelkurmay Başkanı ve Hava Müsteşarı'nın desteğini aldığını, bazı Türk gençlerini mühendis olarak yetiştirmek maksadıyla yurt dışında okuttuğunu, nazariyatla pratiği birleştirdiğini, yaptığı tüm işlerin plan ve projelerini makamlarına sunduğunu, Divrik ile ilgili hazırladığı tüm plan ve projeleri, elektrik santralı ve baraj bölgelerinin krokilerini, yaptırmayı planladığı okulların fotoğraflarını, Hava Kurumu'nun 65 planörünü teslim ettiğini, kurum tarafından kabul edilmeyen 12 eğitim uçağı ile ilgili tüm gelişmeleri belgelerle anlattı ve yaptığı toplam masrafın 1,5 milyon lira olduğunu belirttikten sonra cümlesini şöyle bitirmiş. "Hoş karakterim buna müsait değil ama, bu parayla farzı-muhal 15-20 adet han - apartman yaptırır, senede 150-200 bin lira gelir alarak istediğim gibi yaşardım fakat yapmadım." Olabilecek herşeyi tek tek sıralayarak konunun milli politika açısından önemini vurguladı ve isteklerini gayet mahçup bir şekilde duyurdu.

Ancak Ankara Ticaret Mahkemesi, Hava Kurumu'yla ilgili davayı, bilirkişi heyetinin raporunu dikkate almayarak Nuri Demirağ aleyhine karar vermek suretiyle sonuçlandırdı. Bu karardan kısa bir zaman sonra Nuri Demirağ uçuş pisti ve tesisleri istimlak edilerek yıkıldı ve bugünkü Atatürk havalimanı ve Beşiktaş’taki Deniz Müzesi yapıldı. Bu iki karar, Nuri Demirağ'a ait herşeyin bitmesine ve havacılıkla ilgili herşeyin felce uğramasına neden oldu. Her iki karara yurtiçindeki işbirlikçiler, yabancı uçak üreticilerinden daha fazla sevindi..

Haberin hazırlanmasında ; 1947 basım tarihli “ Nuri Demirağ Kimdir” isimli kitaptan ayrıca Nuri Demirağ’ın damadı Mehmet Kum, Bahattin Adıgüzel, Semih İnceöz ve Tuncay Deniz’in ilgili çalışmalarından istifade edilmiştir.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

Sign in to follow this  

  • Recently Browsing   0 members

    No registered users viewing this page.

×